Cinsel Eğitim

Mitlerin cinselliğe etkisi

Mitlerin cinselliğe etkisi 150 150 Dolunay KADIOĞLU

MİT demek, bilgi olarak doğru zannettiğimiz ancak bilimsel olarak yalnış olan bilgiler demektir. Mitler hayata dair her alanda olabilir, evlilik, ilişkiler, yemek, sağlık, çocuk büyütme vb. cinsellikle ilgili mitler ise cinsel hayatı, cinsel mutluluk ve cinsel sağlığı etkiler. Çünkü yanlış bilgiler, inançlara, inançlar davranışlara, davranışlar alışkanlıkların yerleşmesine neden olur.

Örneğin; bir çift düşünelim. Kadın ‘cinsellik esnasında kadın pasif, erkek aktif olmalıdır’ mitine inanıyor olsun. Eşi ise tam tersini talep etse, eşine daha girişken daha talepkar olması gerektiğini söyleyip dursa, bazen de onun başlatmasını istese… .Bu çiftin cinsel hayatlarında yaşayabilecekleri sorunlar neler olabilir?

Her şeyden önce cinsel birlikteliklerinde, sevişmelerinde kadın kendi isteklerine, nelerden keyif aldığına dair farkındalığı daha az olacağından, bunları söylemekte, talep etmekte sorun yaşayacaktır. Kendi inandığı ve eşinin taleplari arasında sıkışıp kalacaktır. Cinsel haz karşılıklı keşfedilen, fark edilen, dokunmaların karşılıklı olunca hazzın tetiklendiği ve paylaşıldıkça da canlı kalan bir alan olmasına rağmen kadın bunu yapmakta zorlanacağı için eşini çok aşırı istekli olmakla ya da onun beklentilerini karşılayamadığı için kendini suçlama eğiliminde olacaktır.

Dokunuşlar karşılıklı olmayacağı için her iki taraf için de kısır döngüsel bir sürecin başlaması yani monotonluğun ve cinsel istek azlığın oluşması muhtemel olacaktır.

Senaryoyu değiştirirsek; erkek , ‘cinsellik sırasında kadın pasif olmalıdır, aktif kadın kolay yoldan çıkar vb . düşüncelere inanıyorsa bu çiftin cinsel yaşamları nasıl olur? Kadın dokunma, aktif olma eğilimde olsa bile sık sık engellenecek, sınırlanacak hatta bazen hakarete maruz kalabileceği için bir süre sonra pasifize olacaktır. Ve haz döngüsü kırıldığından cinsellik sadece tek taraflı hale gelerek bir süre sonra erkek içinde keyifsiz olacaktır.

Çok mu iç kararttım bilmiyorum ancak cinsel mitler, bilgisayara giren virüsler gibidir. Sistemi çalışmaz hale getirebilir.

Bir başka örnek; erkeğin penisindeki sertleşme kaybı eşini çekici bulmadığı anlamına gelir mitine inanan bir kadın bir süre sonra cinsel isteksizlikle ya da eşine bunu sık ima ederse de eşinin ereksiyonunda yaşadığı sorunun tekrarlanmasına ve derinleşmesine neden olabilir.

Oysaki ereksiyon kaybının pek çok nedene bağlı olabileceğini (stress, hastalıklar, tesadüf, bebek denemeleri vb), kişisel algılanaması gerektiğini bilse yaşanılan durum derinleşmeden, cinsel işlev bozukluğuna dönmeden geçilecektir.

Çiftler birbirini severek evlense bile cinsellikte uyumlanmak ve ortak bir dil oluşturmak zaman, emek ve bol bol sevgi gerektir.

Cinsellikle ilgili doğru bilgilere sahip olmak, iletişimi doğru kurabilmek, istekleri konuşabilmek, yaşanabilecek sorunları en az hasarla atlatmaya yardımcı olacaktır.

HIV’in farkında mısınız?

HIV’in farkında mısınız? 150 150 Dolunay KADIOĞLU

 

HIV/AIDS konusu bundan 10 yıl öncesine göre daha az haber değeri taşıyor sanki medya açısından… İlgili bakanlıkların yaptıkları çalışmalarda da gözle görülür azalmalar var. Ya HIV’in yayılımı yavaşladı ya da medyanın bu konudaki merakı azaldı ya da cinsel eğitim tüm okullara yerleşti ve gençlerimize korunmayı öğrettik ya da korunmasız cinsel ilişkide kontrol sağlandı. Belki bunlar oldu ve ben haberdar olamadım!

15 yaş altı risk altında

Ancak 11 Temmuz tarihli Hürriyet Gazetesi’nin yaptığı haber HIV yayılımının hızla devam ettiğini ve artık 15 yaş altınında ciddi risk altında olduğu uyarısını yaparak riskin eskiye göre çok daha fazla olduğunu gösteriyor.

Cinsel eğitimin, korunma yollarına dair farkındalığın yeterince olmadığı ülkemizde, ergenliğin coşkusu ve merakıyla yaşanan korunmasız, kontrolsüz cinsel ilişkiler HIV/AIDS ve pek çok cinsel yolla bulaşan hastalıkla sonuçlanabildiği gerçeğini bir kez daha yüzümüze vuruyor.

Farkında olmadan onlarca kişiye bulaşabilir

HIV/AIDS ülkemizde hızla artan, kan yoluyla, anneden bebeğe, korunmasız cinsel ilişkiyle bulaşan bir salgın. Kişi taşıyıcı olduktan sonra yani HIV virüsünü bedenine aldıktan sonra yaşadığı korunmasız cinsel ilişkilerle başkalarına da bulaştırmaya başlar. Kişi kendinden kuşku duymaz ise HIV, 8 ile 10 yıl hemen hemen hiç belirti vermez ve en tehlikeli kısımda bence burasıdır; 14 yaşında korunmasız cinsel ilişki ile virüsü kapan bir genç eğer bir sebepten dolayı HIV testi yaptırmadıysa ve korunmasız cinsel ilişkilere devam ederse, 22 yaşına geldiğinde onlarca kişiye HIV bulaştırmış olabilir.

Son yıllardaki artış endişelendiriyor

Dünyada sınırların kalmadığı, vizelerin kalktığı, ülkelerin birbiriyle kaynaştığı, evlendiği dönemlerdeyiz. Avantajlar mutlaka var. Bu yazıda dezavantajlar beni daha çok ilgilendiriyor açıkçası. Dezavantajları düşününce de; korunmasız yaşanan cinsel ilişkilerin bedelini kimler öder diye düşünmeden edemiyorum. Verilere baktığımızda ülkemizde son yıllardaki artış, yıllardır bu konuya emek veren eğitimciler ve uzmanlar olarak hepimize endişe veriyor.

Gelecek nesilleri korumak adına hepimizin bir şeyler yapması gerekiyor. Yanlış bilgileri düzeltmek yapılacak eylem adımlarının temelini oluşturur bence.

HIV/AIDS homoseksüel hastalığı değildir, heteroseksüellerde daha yaygındır.
En çok korunmasız cinsel ilişkiyle bulaşır.
Herkesin başına gelebilir, zengin, yoksul, evli, bekar, çoluk-çocuk, ünlü-ünsüz…
HIV/AIDS kronik hastalıklar sınıfındadır. Yani ömür boyu uygun tedaviyi alarak yaşayabilirsiniz. Erken tanı önemlidir.
HIV virüsün adıdır, AIDS hastalık basamağıdır. Virüs bulaştıktan sonra 8/10 yıl belirti vermez.
Ağzınızda açık yara, diş eti kanaması yoksa sevgilinizle/eşinizle dilediğiniz kadar öpüşebilirsiniz. Kondom kullanarak cinsel ilişkiye girebilirsiniz.
Eğer HIV taşıyıcıysanız ve tedavi alıyorsanız size ait bilgiler şifreli bir şekilde saklanır, gizlilik ilkesi bu ülkedeki her hasta için olduğu gibi HIV(+)‘ler içinde geçerlidir. Her dert paylaştıkça azalır, HIV(+) gruplarla haberleşebilirsiniz ve yardım alabilirsiniz.

Daha detaylı bilgi için HATAM’ın ya da Pozitif Yaşam Derneği’nin web sitelerini ve HIV taşıyıcıysanız kendilerini ziyaret edebilirsiniz.

hıv,hiv,aids,homoseksüel,heteroseksüel,cinsel ilişki,korunmasız cinsel ilişki,cinsel yolla bulaşan hastalıklar

İlk gece sorunları

İlk gece sorunları 150 150 Dolunay KADIOĞLU

Ya canım çok acırsa

Evliliğin ilk gecesine ya da ilk cinsel ilişkiye çok anlam yüklenir.İlk cinsel birleşmenin ya çok güzel ve keyifli olacağı ya da çok acılı, ağrılı ve kanlı olacağına kadar, bir uçtan diğer uca pek çok beklenti vardır ilk cinsel ilişkiyle ilgili. Bu kaygı ve beklentilerin çoğu kadınlara aittir diyebiliriz.

Acaba ereksiyon olabilecek miyim?

Erkeklerinde ilk geceyle ilgili kaygıları yok değildir tabii ki! Ereksiyon olabilecek miyim? Girişi gerçekleştirebilecek miyim? Ya tam o esnada ereksiyon giderse vb…

Aslına bakarsanız her iki taraf için de keyifli düşüncelere göre kaygılı düşünceler daha yoğunluktadır.

Bunun ana nedenleri; karşı cinsiyetin ve de kendi bedeninin cinsel organlarıyla ilgili abartılı, gerçekdışı bilgilere sahip olmak, cinselliğe dair bilimsel bilgilerden yoksun olmak sayılabilir.

Cinselliğin doğasında acı hissetmek yoktur

İlk cinsel ilişkide genellikle; yetersiz ön sevişme ile ereksiyon gerçekleştikten sonra ilişki denenir. Kadının cinsel organının ıslanmadığı fakat vajina kaslarının rahat olduğu durumlarda ilişki gerçekleşir ancak kadının canı acıyabilir belki biraz kan gelir. Oysaki cinselliğin doğasında -organik herhangi bir sorun yoksa- acı hissetmek söz konusu değildir. Bunların yaşanmasına cinsel bilgi, tutum ve davranış eksikliği, fiziksel ve duygusal hazırlıkların yeterince yapılmaması durumu neden olur.

İlk ilişkide kanama yaşanır mı?

Eğer ilk cinsel birleşmede, iki taraf da rahatsa, iyi bir ön sevişme yapılıyorsa, ıslanma varsa, pelvik kaslar rahatsa, sakince giriş gerçekleştiriliyorsa kanamaya pek rastlanmaz, bazen biraz kahverengi ya da pembe lekelenme görülebilir.

Her iki taraf için de önemli olan ilk birliktelik, karşılıklı, sevgi ve hoşgörüyle rahat yaşanabilir. İletişimi doğru kurmak, kendimizi karşı taraf doğru ifade edebilmek ve dinleyebilmek, kaygılarımızı, meraklarımızı paylaşabilmek, birbirimizi keşfederken sabırlı ve sakin olmak bu süreçte çiftlere yardımcı olur.

İlk gece korkusu nasıl yenilir?

İlk gece korkusunu ortadan kaldırmak için evlenmeden önce ilk geceyle ilgili bilimsel destek alabileceğiniz uzmanlara başvurmanızı ve bilimsel kaynaklardan bilgi alması önerilir. Doğru bilgi bizi rahatlatırken abartılı ve yanlış bilgi bizi tedirgin eder.

Cinsel terapi uzmanından destek alınmalı

Eğer ilk gece de ve sonrasında da kadında kasılmalar oluyor ve ilişkiye izin vermiyorsa, erkek de ereksiyon sorunu ya da girişe dair korkular oluyorsa mutlaka bir cinsel terapi uzmanına başvurun.

Jinekolojik muayene korkusu

Jinekolojik muayene korkusu 150 150 Dolunay KADIOĞLU

Jinekolojik muayene genellikle kadınlar için pek istenmeyen, utanılan, tedirgin olunan bir gerekliliktir. Pek çok kadın jinekolog kontrollerini sırf vajinal muayene olmaktan hoşlanmadığı için erteler, geciktirir ya da gitmez.

Sıklığına az rastlanmakla birlikte bazı insanlar içinse jinekolojik masaya yatmak ve muayene olma ihtimali imkansıza yakındır. Bu kadınlar vajinismus değildir. Eşleriyle cinsel ilişkiye girme sorunu olmayan bu kadınların, muayene olmaya dair fobik kaçınmaları vardır.

Jinekolojik muayene koltuğuna ve muayene olmaya dair yaşanan fobik kaçınma çoğu kadını ve doktoru çaresiz bırakır. Kadın muayene esnasında kasılır, titrer, vajinal ultrason ya da muayeneye izin vermez, bağırır veya tepki verir.

Jinekologların bir kısmı ‘Sen vajinismussun, eşinle ilişkiye girebildiğine emin misin?’ gibi kadının kafasını karıştıran soru ve yaklaşımlarda bulunurlar. Oysaki bu sorunu yaşayan kadınlar kesinlikle vajinismus değildirler.

Peki nereden gelir bu fobi? Neden kaynaklanır?

  • İlk gençlik yıllarında cinsellik ve jinekolojik muayene ile ilgili duyulan abartılı ve yalnış bilgiler, dinlenen olumsuz deneyimler
  • Doğum yapmak, kürtaj vb deneyimlere ait yaşa uygun olmayan dinlemelere ya da görüntülere maruz kalmak
  • İlk çocukluk ya da ergenlik yıllarında evebeynlerle ilgili yaşanan sorunlar/travmalar
  • Cinsel taciz, istirmar ya da küçük yaşlarda yaşanan bedene müdahaleyi gerektiren hastalıklar
  • Ergenlik yıllarında karından ulturason muayenesi yapmak yerine ergenin onayı olmadan makattan muayene yapmak, muayenede sert ve aşağılayıcı davranmak sonucu yaşanan duygusal travma.
  • İlk vajinal muayeneyin hastanın bilgilendirmesi yeterince yapılmadan ya da sert sözlerle/davranışlar, iletişim kurmadan yapılması sonucu yaşanan duygusal travma.

Jinekoloj muayenesinden korkan ya da çok kaygı duyan kadınların bilmesi ve yapması gerekenler;

  • Gittiğininiz doktorla bu tür kaygılarınız olduğunu paylaşın.
  • Muayene esnasında duygusal olarak çok zorlanırsanız doktorunuza aktarın.
  • Muayene hiç olamıyorsanız, muayene olma fikri ya da görüntüsü kaygınızı çok üst düzeye çıkarıyorsa, titreme, bayılma hissi, bağırma dürtüsü geliyorsa lütfen bir ruh sağlığı uzmanından destek alın.
  • Destek aldığınız uzmanın travma ve cinsel fobiler konusunda çalışan bir olduğundan emin olun.

Ergenlik, risklerin alındığı bir dönemdir

Ergenlik, risklerin alındığı bir dönemdir 150 150 Dolunay KADIOĞLU

Özellikle ilk gençlik yıllarında yaşanılan AŞK; duygusal zekasının gelişmesini destekler. Aşık olmak, onu göreceği anları beklemek, sevdiğini hayal etmek, cinsel çekimi yaşamak, karşı cinsiyetle iletişim kurmak ve bu ilişkiyi yürütmek, aşkına karşılık bulmak ya da bulamamak, aşk acısı yaşamak vb, ergenin duygu alanını geliştirir, büyütür, onu yetişkinliğe hazırlar. İleride yaşayacağı ilişkileri yönetirken daha önce yaşadığı duygusal deneyimler onun ilişkisinde daha mutlu ve farkındalıklı olmasına destek olur.

Gerçek başarı için duygusal zekanın da beslenmesi gerekli

Evebeylerin ‘Derslerine çalışmalısın, sınavları başarmalısın ve iyi bir yerlere gelmek için dikkatini sadece derslerine vermelisin’ telkinlerinden etkilen ve aşktan, karşı cinsiyetten uzak durmaya karar veren pek çok genç var. Oysaki gerçek başarı; sözel, sayısal zeka kadar duygusal zekayı besleyerek hayattan keyif alabilmektir.

Yetersiz bilgi ile cinselliği yaşamak

İlk gençlik yılları bedensel ve ruhsal değişimin hızlı ve dengesiz olduğu dönemdir. Hormonlar dengesizce salınır, cinsellikle ilgili merak, deneyimlemek istemek, mastürbasyon süreci yaşanır. Cinsel eğitimin olmaması, ailelerin bu konuda konuşmaya kapalı olması ergeni yetersiz bilgiyle cinselliği yaşamaya itebilir. Bu da pek çok tehlikeyi beraberinde getirir. Cinsel suistimal, ergen gebelikleri ve bulaşıcı hastalıklar gibi…

Ergenlik, risklerin alındığı bir dönemdir

Bu riskler madde kullanımı, korunmasız cinsel ilişki olabileceği gibi sevdiğini kaybetmemek için yaşanan cinsel deneyimler ya da ailenin onaylamadığı ilişkileri yaşamak ya da intiharı düşünmek bile olabilir. Aşk acısı, terkedilmek bazen ergene dayanılmaz gelebilir, hayatın sonuymuş gibi algılayabilir. Bu dünyadan çekip gitmek bile isteyebilir. Ergenlik döneminde yaşanılan platonik aşklar, sevdiği tarafından reddedilme ya da terkedilme intiharla bile sonuçlanabilmektedir. Ergenlik doğası gereği duyguların yüksek yaşandığı bir dönemdir.

Cinsellikle ilgili yasaklar koymayın

Bu dönemde evebeylerin çocuklarıyla iletişimi iyi kurmaları, destek ve sevgilerini göstermeleri, onlara saygı duymaları, cinsellikle ilgili yasaklar koymak yerine bedenlerini tanıma ve korumayla ilgili bilgi verebilmeleri, cinselliğin sadece cinsel birleşme olmadığını, cinsel birleşmeyi erteleyerek de cinselliğin yaşanabileceğini anlatmaları, gençlerin ruh ve beden sağlıkları için çok önemlidir.

Gençlerin gelgitlerine anlayışla yaklaşmayı deneyin ve çok zorlanıyorsanız da bir uzmandan destek almakta rahat olun.

Rıza nasıl alınır?

Rıza nasıl alınır? 150 150 Dolunay KADIOĞLU

Cinsel istismarla ilgili ülkedeki gündemi, hukuki saçmalığı, toplumdan yükselen “ne var ki bunda” vb. söylemleri ne aklım ne de kalbim algılıyor!

Sosyal medya çalkalanıyor, konuyla ilgili gönüllü kuruluşlar ayakta, susanlar, konuşanlar, kim kimle evlenirse evlensin size ne diyenler, tecavüze idam diyenler… Herkes çıldırmış gibi… Bir bilene soralım, bu konuda ruh sağlığı uzmanları ne diyor, kanunu ona göre düzenleyelim diyen aklı- selim kimse yok!

Yıllarca emek verilip kazanılan çocuk hakları yerle bir!

Kafamda deli sorular; RIZA nedir? Rıza nasıl alınır? Kimler kaç yaşından sonra rıza verebilir?

Rıza; onay demektir.

Onay; yaptığım ya da bana yapılan bir olayın sorumluluğunu alıyorum. Bu olay esnasında ve sonrasında olabilecek tüm etkilerin farkındayım ve kabul ediyorum. Bu olayda olabilecek etki ve sonuçlara dair kendimi koruyabilirim, demektir.

Konu cinsel istismar olduğuna göre çocukların neye rızası varmış bakalım isterseniz;

“Bana yapılan cinsel istismarda bedenimde oluşacak tüm fiziksel yaralanmalara, ergen gebeliklerine, bulaşıcı hastalıklara, psikolojik hasarlara, travmalara, toplumsal dışlanmaya, aşağılanmaya, şiddete razıyım, onay veriyorum. Tüm bu ve benzeri olumsuzlukların farkındayım ve kendimi koruyabilirim.”

Rızası var demek bu demektir işte… Çok saçma geldi değil mi?

Cinsellik her insan için doğumdan ölüme vardır ancak cinsel birleşme yetişkin davranışıdır. Yukarıdaki riskleri içerir. Riskleri bilmek ve önlem almayı gerektirir. Bu nedenledir ki; bir kişinin cinsel ilişkiye karar verebilmesi için yetişkin olması gerekir.

Yetişkinlerin de çocukları koruması ve çocuk bedenlerden cinsel niyet ve isteklerini uzak tutmaları beklenir.

Yetişkinlerin bile cinsellikle ilgili yaşadıkları tonlarca sorun varken, yetişkinler bile tecavüz, taciz, şiddet, istenmeyen gebelikler, bulaşıcı hastalıklar konusunda bu kadar savunmasızken, “18 yaş altının rızası var demek” hangi yetişkin akla hangi vicdana sığar?

Cinsel ilişkiye rıza vermek, giyeceği kıyafete, yiyeceği yemeğe, okuyacağı kitaba onay vermekten çok daha farklı bir konudur. Cinsel ilişkiye rıza vermek için yetişkin beynine ve bedenine sahip olmak gerekir.

Yani bilişsel gelişim sürecini sağlıklı tamamlamış, sorgulayabilen, iyi ve kötüyü ayırt edebilen, HAYIR diyebilen ve bunun arkasında durabilen, sorumluluk alabilen istemediği şeylerin farkında bir beyin…

Akıl; olaylar olmadan da öngörebilmeyi, sorgulayabilmeyi, farklı açılardan bakabilmeyi,
Gönül; başka insanların yaşayabilecekleri, yaşadıkları acıları, üzüntüleri algılayabilmeyi, kendi başına gelmeden de başkasının deneyimini hissedebilmeye şefkat hissetmeye yarar. Bu ikisini dengeyle kullanmak ise bizi İNSAN yapar.

İNSANa yakışan şekilde çocuklarımızı koruyabildiğimiz onlara sevgi ve barış içinde bir dünya sunabilmemiz duası ve umuduyla…

 

Cinsel sorunlar

Cinsel sorunlar 150 150 Dolunay KADIOĞLU

Cinsellik; gelişim dönemlerine göre yaşanma özellikleri değişse de çocukluk döneminde, ergenlik de, genç yetişkinlikte, yetişkinlikte, ileri yetişkinlikte ve yaşlılık da yani doğumdan ölüme kadar hayatın hemen hemen her döneminde var olan bir gerçeklik.

Ancak bu gerçekliği yasaklar, günahlar, baskılar, cinsiyet ayrımcılığı, yanlış inanç ve bilgilerin gölgesinde yaşadığımızda ortaya pek çok cinsel sorun ve cinselliğin tam olarak yaşanamadığı ilişkiler çıkıyor. Cinsel eğitimin olmadığı, cinsel yasaklarla büyüyen, evlenince öğrenirsin denilen nesiller, evlenince çoğunlukla büyük hayal kırıklığı ile karşılaşıyor.

Evlilik kurumu, mutluluğu, birlikteliği, aşkı ve sevgiyi vadettiği gibi düzenli cinsel yaşamı da vadetmekte. En azından reklamları böyle!

Reklamları geçip de işin aslına gelince:

  • Ülkemizde, evlenen çiftlerin çoğu ilk cinsel deneyimlerinde zorlanıyorlar, ‘ilk gece korkusu’nu öğrenerek büyüyen bir nesil için pek de şaşırtıcı olmasa gerek!
  • Zorlananların yine büyük kısmı vajinismus, ağrılı cinsel ilişki, ereksiyon sorunları, erken boşalma, orgazm sorunlarıyla evliliklerinin ilk aylarında, ilk yıllarında bazıları ise yıllarca uğraşmak durumunda kalıyorlar.
  • Cinsel sorunlar, yaşanılan evlilik sorunları, fizyolojik ya da psikolojik travmalar karşısında hayatın herhangi bir döneminde de ortaya çıkabiliyor ve dönemsel olabileceği gibi tedavi edilmediğinde sürekli de yaşanabiliyor.
  • Hiç zorlanmadan ya da kısmen zorlanarak ilk ilişkiyi atlatanların büyük çoğunluğu, cinsel yaşamlarında, birbirlerine uyum sağlamaya, mutlu olmaya çalışıyorlar ki bu pek de kolay olmuyor.
  • Tüm çiftlerin büyük bölümü hayatlarının bir döneminde en az bir kez bir cinsel işlev bozukluğu sorunu yaşıyorlar.
  • Ve evli grubun bir kısmında cinsel yaşam yok denecek kadar az. Bazılarında ise cinsel ilişkiye girebilmiş olmalarına rağmen hiç yok.

Diyeceksiniz ki cinsel yaşamlarından mutlu olan çift hiç mi yok?

Birbirlerini tanımaya şans veren, evlilik kurumunun evcilik olmadığının farkında olan, kendilerini, cinselliklerini yaşamada özgür hisseden ve bedenlerini tanıyan, cinselliğin önemli bir insan hakkı olduğunun farkında olan şanslı bir azınlık var tabi ki !

Bu azınlığın çoğalması için;

  • Cinsel bilgilerin, çocuk cinsellikle ilgili soru sormaya başladığı yaştan ergenliği de kapsayacak şekilde verilmesi… gönül ister ki okullara bilimsel dersler olarak yerleştirilmesi!
  • Gençlerin üreme sağlığı ve cinsel sağlık konularında bilinçli olmaları, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve HIV/AIDS hakkında farkındalıklı olmaları ve nasıl korunacaklarını bilmeleri
  • Cinselliğin evlilikle başlamadığının kabul edilmesi ve evlilik öncesinde de bilgilerin verilmesi, deneyimlerin sağlıklı yaşanması
  • Ailelerin çocuklarının, gençlerin cinsel bilinçlendirmesinden sorumlu olduklarını fark etmeleri
  • Ve her şeye rağmen evlilikde/ilişkilerde yaşanabilecek sorunlar karşında konunun uzmanlarından destek alma konusunda rahat olunması, tavsiye olunur.